Prevod "Bir sorunu çözmek" na bosanski jezik:
Rječnik Turski-Bosanski
Bir sorunu çözmek - tercüme : Bir sorunu çözmek - tercüme : çözmek - tercüme : çözmek - tercüme : çözmek - tercüme : çözmek - tercüme : çözmek - tercüme : çözmek - tercüme : çözmek - tercüme :
Primjeri (Vanjski izvori, nisu pregledani)
| Dayakla sorunu çözmek mantıksızlık. | Batinama nećete ništa postići. |
| Sorunu çözmek için elimizden geleni yapacağız. | Kasnije! Zatvorite prozor. |
| Ben bu sorunu çözmek için bir yol bulmak zorunda kaldım. | Zbog toga sam morao pronaći način da riješim ovaj problem. |
| Bu sorunu çözmek için milyonlarınızı nasıl kullanırsınız? şimdi başka bir soru | Kako koristiti taj milion da riješimo problem posljednje milje? I evo još jedno pitanje |
| Bu sorunu müzakere ve diyalog yoluyla çözmek taraflara kalmıştır. | Na stranama je da riješe to pitanje putem pregovora i dijaloga. |
| Bu sorunu kısa sürede ve hatta tamamen çözmek mümkün değil. | Taj problem ne može se riješiti preko noći i neće nikad biti u potpunosti riješen. |
| Yeni anlaşmalarla, sorunu çözmek için tarihçi ve uzmanlardan oluşan ikili bir komite kurulacak. | Novim sporazumima će se uspostaviti bilateralni komitet historičara i eksperata koji će rasvijetliti taj predmet. |
| Ancak sorunu enerji alanında farklı projelere kaynak sağlayarak çözmek üzerinde çalışıyoruz. | Ali mi radimo na rješavanju problema finansiranjem različitih projekata u energetskom sektoru. |
| Uzmanlar ise, bu sorunu çözmek için kalkınma stratejilerine odaklanmak gerektiğini söylüyorlar. | Stručnjaci kažu da se za rješavanje tog pitanja potrebno fokusirati na razvojne strategije. |
| Rakiç'e göre, sorunu çözmek için AB ülkelerinin de üzerine düşeni yapması gerekiyor. | Kako bi se taj problem riješio, prema Rakićevim riječima, i zemlje EU moraju uraditi svoj dio posla. |
| Enerji ve Madenler Bakanlığı sorunu çözmek için bölge ülkeleriyle birlikte çalışmaya kararlı. | Ministarstvo energetike i rudarstva odlučno je sarađivati sa zemljama u regionu na rješavanju tog problema. |
| Bu sorunu çözmek için, bazı fanatik arabalar, kanunu kendileri uygulamaya karar verdiler. | U pokušaju da eliminišu ovaj problem... određeni fanatični automobili, uzeli su zakon u vlastite ruke. |
| Nimitz gazeteye verdiği röportajda, Yunanistan sorunu çözmek istiyor bu yönde samimi bir çaba sarfediyor. dedi. | Grčka želi riješiti problem ona čini iskren napor u tom smjeru, izjavio je Nimitz u intervjuu za taj list. |
| Son olarak da, hükümet yurtiçindeki atacağı siyasi adımlarla sorunu kalıcı olarak çözmek istiyor. | U konačnici, ona želi zauvijek riješiti taj problem političkim koracima u zemlji. |
| Bu iki lider bu sorunu çözmek için işbirliği yaparsa, o zaman sorun çözülür. | Ako ta dva lidera budu sarađivali na rješavanju ovog problema, on će onda biti riješen. |
| Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek, | roba ropstva osloboditi, |
| Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek, | Oslobođenje roba, |
| Bakan, Avrupa Komisyonu'nun Belgrad'a Kosova ile bu sorunu çözmek için baskı yapmasını beklediğini de belirtti. | On je rekao kako očekuje da će Evropska komisija izvršiti pritisak na Beograd da riješi to pitanje s Kosovom. |
| Ancak ABD, Türkiye'yi sorunu çözmek için Bağdat ve Iraklı Kürt bölgesel yönetimiyle birlikte çalışmaya çağırdı. | Međutim, Sjedinjene Države su apelovale na Tursku da sarađuje s Bagdadom i regionalnom vladom iračkih Kurda na rješavanju tog problema. |
| Hükümet ayrıca, sorunu çözmek üzere ders yılı sonuna kadar yeni bir okul binası inşa etme sözü de verdi. | Vlada je u cilju rješavanja tog problema obećala i izgraditi novu školsku zgradu do kraja školske godine. |
| Büyükbabanın bir sorunu var. | Nešto se dogodilo dedi. |
| Bir sorunu var demiyorum. | Ja ne kažem da nešto nije u redu. |
| Bu bir keyif sorunu. | To je problem s uživanjem! |
| Bir sorunu mu var? | Da li je on u opasnosti? |
| Bir sorunu mu var? | Da. I šta nije u redu s tim? |
| Herkesin bir sorunu var. | E, evo gotovo, mogu da nastavim dalje. |
| Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir | roba ropstva osloboditi, |
| Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir | Oslobođenje roba, |
| Hükümet, sorunu sulh yoluyla çözmek için çaba sarfetti. Lakin giderek yükselen milliyetçi anlayış görüşmelerin devamını imkansız hale getirdi. | Vlada je provela teške pregovore sa SADom, ali narav nacije postala je toliko militaristička što je nastavak pregovora učinilo gotovo nemogućim. |
| Aslında burnunda bir sorunu vardı. | U stvari, imao je problema sa nosem. |
| Sizinki bir teknoloji sorunu değil. | Vaš problem nije tehnologija. |
| Martha, Judith'in bir sorunu var. | Martha, zabrinit sam. |
| Sorunu bir daha baştan konuşalım. | Počnimo s tim problemom od početka. |
| Walt Waldowski'nin bir sorunu var. | Imamo problema s Waltom Waldowskim. |
| Küçük bir cinayet sorunu var. | Ovdje imamo ubojstvo! |
Srodne pretrage: Sorunu çözmek - Sorunu çözmek Için - çözmek - şifreyi çözmek - çözmek Için - Sorunları çözmek - Olayı çözmek Için - Işitme Sorunu - Kalp Sorunu - Aile Sorunu -