Prevod "cipelama" turskom jeziku:
Rječnik Bosanski-Turski
Primjeri (Vanjski izvori, nisu pregledani)
| Fetišista sa cipelama? | Ayakkabı fetişisti? |
| Čizmama i cipelama, znate. | Çizmeler ve ayakkabılar. |
| U cipelama, ili bez? | Ayakkabı mı, çıplak ayak mı? |
| Zašto brineš o cipelama? | Niye botlar için endişeleniyorsun? |
| Šta je s našim cipelama? | Ayakabılarımızla ilgili bir şeyler söylüyorlar. |
| Probudićeš ceo dok tim cipelama. | O takatukalarla rıhtımın yarısını uyandırıyorsun. |
| mozda u cipelama, carapama, podvezicama. | Ayakkabılarımda, çoraplarımda, jartiyerimde olabilirler. |
| I torbicom? I odgovarajućim cipelama? | Ve bir çanta ve uygun ayakkabılar? |
| Pa, opštenito govoreći, fetišista sa cipelama je osoba koja ima seksualni problem u odnosu sa cipelama. | Genel anlamda bir ayakkabı fetişisti ayakkabılarla ilgili bir cinsel sorunu olan kişidir. |
| S ušivenim cipelama i velikim bisernim gumbima. | Bir çift de uygun bez ayakkabı. Sedefli düğmeler de alacağım. |
| Odrasla je djevojčica sa sjenom u cipelama... | Samandan ayakkabılı bir kız yetiştirmiş. |
| Ležala je djevojčica sa sjenom u cipelama... | Samandan ayakkabılı kız orada uzanıyormuş. |
| Da nisi stao u cipelama na palubu. | Güvertemde ayakkabı giyme! |
| Ne možeš biti u cipelama u japanskoj kući. | Bir Japon evine ayakkabıyla giremezsin. |
| Ako ga možeš spriječiti da podere đonove na cipelama... | Ayakkabılarının tabanlarını delmemeye ikna et. |
| Jesi li čula da se netko tušira u cipelama? | Ayakkabılarıyla duş alan birini gördün mü hiç? |
| Ostavio je hlače i otplivao u cipelama i kaišu? | Peki, ya kemeri nerede? Pantolonsuz ama kemerli ve ayakkabılı mı gitmiş? |
| Razumni ljudi u tim cipelama obično drže svoje jezike. | Süet bot giyen kültürlü kimse genellikle diline hakim olur. |
| Nisam te video u cipelama od kad si dosla kod nas. | Ayakkabı giydiğini görmedim. |
| Možda ste vi zadovolnji ovakvim cipelama... ali prodaja stagnira već godinu dana. | Bu tür bir ayakkabı seni belki tatmin edebilir ama... satışlar yıl boyunca çok durağandı. |
| Sa zadovoljstvom ću uraditi sve što je potrebno da moj braco bude sretan u novim cipelama. | Tamam anne. Küçük kardeşim yeni ayakkabılarıyla mutlu olsun diye elbise istemeyeceğim. |
| I bit će ti mnogo teže u tim cipelama i nećeš biti obučena' isto kao ostala djeca | Ayakkabıların çabuk yıpranacak. Ayrıca diğer çocuklar gibi elbiselerin olmayacak. |
| Ako je lopov ušao kroz prozor... onda bi imao to na cipelama... i bilo bi zemlje unutra. | Beni eğlendiriyorsunuz, Komiser. Evet, ah... |
| Želio sam to napraviti od kada sam te vidio da odlaziš iz aviona u Chicagu u tim smiješnim cipelama. | Şu aptal ayakkabılarla Chicago'da uçaktan indiğinden beri hep bunu yapmak istiyordum. |
| Iako je pitanje postavljeno desetinama kupaca cipela i radnika u prodavnicama cipela, niko nije mogao objasniti zapanjujući broj prodavnica s cipelama. | Düzinelerce müşteri ve ayakkabı mağazası çalışanına sormamıza rağmen, ayakkabı mağazası sayısını kimse söyleyemedi. |
| O cipelama i brodovima i vosku i kupusu i kraljevima i zašto se more zagrijava i da li svinje imaju krila | Ayakkabılar, gemiler ve mühür balmumundan, Lahanalar ile krallardan, Denizin neden kızıp kaynadığından, ve domuzlarda kanat olup olmadığından. |
| O cipelama i brodovima i vosku, o kupusu i kraljevima i zašto se more zagrijava i da li svinje imaju krila | Ayakkabılar, gemiler ve mühür balmumundan, lahanalar ile krallardan, Denizin neden kızıp kaynadığından, ve domuzlarda kanat olup olmadığından. |
| Što sam uradio je da sam vezivao pertle na njenim cipelama, a ona je počela da me tuče po glavi molitvenikom! | Bütün yaptığım onun ayakkabısını bağlamaktı ve o evlenmek için benim başımın etini yemeğe başladı. |
| Sjećam se kako sam stajao u ormaru, napola obučen, krenuo sam uzeti cipele i primijetio sam da si nacrtala malo srce na tankom sloju prašine na mojim cipelama. | Dolabın önünde durduğum zamanı hatırlıyorum. Yarı giyiniktim. Ayakkabılarıma uzanıyordum, sonra çizdiğin kalbi gördüm. |
| Imam osjećaj da se on pokušava... uvući u moj život, približiti se bliže i bliže... tako da jednog dana on bude ja... da bude u mojim cipelama, mojoj odjeći, mom životu. | Bir gün benim olduğum yerde olabilsin, benim hayatımı yaşayabilsin diye, ...hayatıma yerleşmeye çalıştığını, beni yavaş yavaş sıkıştırdığını hissediyorum. |